EMLAK VERGİSİNDE ENFLASYON ORANLARININ ÇOK ÜZERİNDEKİ (FAHİŞ) ARTIŞLAR HUKUKA UYGUN MU?



Uyuşmazlık Konusu

Bilindiği üzere bir servet vergisi olan emlak vergisi Türkiye’de bugüne kadar “kısmen sembolik” bir vergi olageldi; emlak vergisinin genelliği ve yaygınlığı dikkate alınarak ve özellikle ikamet ettiği evinden başka mülkü ve geliri olmayanlar da gözetilerek sembolik rakamlarda emlak vergisi salındı. Emlak vergisinin “düşüklüğü” nedeniyle uğranan hazine kaybı da, malum sair tüketime dayalı dolaylı vergi kalemlerine ilave vergi yükleri olarak yansıdı.

Ancak son yıllarda artan kamu finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla “şehir rantlarının vergilendirilmesi” için çeşitli öneriler öne atıldı. Bunlardan kamuoyunda en çok tartışılanı “Rant Vergisi” olarak adlandırılan, taşınmazlardaki değer artış kazançları üzerinden getirilmesi önerilen vergi. Bu vergi özetle bir taşınmazda meydana gelen değer artış kazancının henüz taşınmaz elden çıkarılmadan, kullanımı sürecinde kısım kısım vergilendirilmesi esasına dayanıyor.

Bu vergi henüz kanunlaşmadı ama emlak vergisinin aynı amaca hizmet edecek şekilde kullanılabileceği fark edildi. Son yıllarda gelir idaresinin taşınmazlarla ilgili işlemlerde taşınmazın rayiç değerinin esas alınması yönündeki ısrarlı çabaları emlak vergisine de yansıdı ve emlak vergisi rakamlarını oluşturan değerlerin rayiç değerler olarak dikkate alınması yönünde büyük bir adım atıldı. Bu nedenle de, bugüne kadar taşınmazların sembolik değerleri üzerinden gerçekleştirilen işlemlerin artık rayiç değerler üzerinden gerçekleştirilmesinde, diğer ifade ile rant vergisinin sisteme dahil edilmesinde bir adım daha alınmış oldu. Bu anlayış teorik olarak “makul” görünmekle birlikte mükellefin vergi yükünü yer yer %500, % 1000’ler mertebesinde artırması bakımından “fahiş” olmakla eleştirilmeye başlandı. Mükellefler, rayiç değere ulaşmak maksadıyla gizli bir rant vergisini de içeren, enflasyon artışlarının çok üzerinde bir artış barındıran “fahiş” emlak vergisi artışının hukuka aykırı olduğunu savunarak dava açma yoluna gidiyorlar.

Mükellefler; bu davada; “emlak vergisi yükünde getirilen artışın herhangi bir ekonomik icap ile izah olunamayacağını enflasyon veya yeniden değerleme veya bu kabil tüm ekonomik göstergelerin çok üzerinde yapılan vergi artışlarının Anayasanın 73. Maddesinde yer alan “mali güç” ilkesinin ihlali olduğunu, servet vergilerinin ödeme gücünü (gelir elde etme kriterini) gözardı eden vergiler oldukları için, vergi ödeyecek gelirleri olmayan mülk sahibi kişiler bakımından bu verginin yıkıcı hale geldiğini, emlak vergisinin yapısı gereği bu vergi artışlarının genele yayılmadığını, bunun da verginin genelliği ve eşitliği ilkeleri ile çeliştiğini, keza geçmiş yıllarda rayiç üzerinden alınmamış vergilerin bu tür fahiş artışlar ile telafi edilmesinin de haksız olduğu, bu nedenlerle emlak vergisi artışlarındaki fahiş kısmın hukuka aykırı olduğunu savunuyorlar.

Gelir İdaresi Başkanlığı ise Emlak Vergisindeki işlemlerin harfiyen kanunlara uygun yürütüldüğünü, vergilendirme işlemlerinde herhangi bir kanuna aykırılık bulunmadığını, yer yer fahiş artışların olmasının nedeninin ilgili ilçe takdir komisyonlarının belirlediği arsa rayiç bedellerinden kaynaklandığını, ortada yazılı mevzuata aykırılık bulunmadığını savunuyor.

Yargı Kararları ve Uyuşmazlığın Akıbeti

Bu konudaki davalar henüz bu ay açılmaya başlandığından uyuşmazlık henüz çok yeni. Bu konudaki gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz.



İndir